Ergenlik, ilişkilerde, fiziksel görünümde, duygularda ve zihinsel kapasitede pek çok değişikliğin ve geçişlerin yaşandığı hayatımızın en önemli dönemeçlerinden biridir.

Ergenlik, insanlarda bedensel ve psikolojik değişikliklerin olduğu önemli bir gelişim dönemdir. Bu dönemde kişilik yapısı ile birlikte cinsel organlarda fiziksel ve fonksiyonel değişiklikler ön plana çıkmaktadır.

Ergenlik çağı cinsel kimliği kabullenme, anne ve babaya bağımlılıktan kurtulma, toplumsal yerini araştırma ve bir mesleğe yönelme çabalarının gösterildiği 8-10 yıllık bir dönemi içerir.

Ergenlik dönemi için yaş sınırı getirmek biraz zordur. Çünkü bedensel, ruhsal ve toplumsal gelişim her insanda aynı yaşlarda olmaz. Erinlik cinsiyet yeteneklerinin kazanıldığı bir dönemdir. Ortalama olarak kızlarda 12-13, erkeklerde 13-14 yaşlarında başlayan bu dönemde fiziksel gelişme ve değişme oldukça hızlıdır. Erinlik döneminin hemen arkasından gelen ergenlik dönemi kızlarda yaklaşık olarak 18, erkeklerde ise 21 yaşına kadar sürmektedir. Boy ve kilo artışının yanı sıra bu dönemde iç organlar ve iskelet hızla büyümekte, kas dokusu gelişmekte ve yağ dokusu artmaktadır. kemikleri hızla büyümekte, çene uzamakta, burun büyümekte ve profil düzleşmektedir. Önce el ve ayakların büyümesi hızlanmakta, sonra ön kol ve bacaklar daha sonra üst kol ve uyluklar uzamaktadır. Bu nedenle bu dönemde çok fazla sakarlıklar görülebilmektedir. Uzunlamasına büyümeyi, enine büyümenin hızlanması izlemektedir. Kalçalar, omuzlar ve göğüs kemikleri genişlemektedir.

Fizyolojik yapıda görülen değişmeler örtülü dönemde sakin kalan dürtülerin, yeniden canlanmasına neden olmaktadır. Bu yüzden özellikle cinsel dürtülerden kaynaklanan çatışmalar tekrar ortaya çıkabilmektedir. Cinsel hayaller kurma, güvensizlik duyguları ve bazı toplumsal sorunlardan kaynaklanan kendi kendine cinsel doyum sağlama eğilimleri görülebilmektedir.

Gençler kendisinde oluşan değişikliklerin nedenini anlamaya çalışmakta ve bunları tanımak istemektedirler. Kendileri için ilgi duydukları gibi, dünya ve toplum için de büyük ilgi duymaktadırlar. Gencin duygusal dünyasında bazı tutarsızlıklar görülmektedir. Yalnızlıktan haz duyan genç aynı zamanda bir gruba dahil olmayı da istemektedir, bir taraftan yetişkinlerden bağımsız olmayı isterken diğer taraftan yetişkinlere ihtiyaç duymaktadır, endişe ve umutsuzluğa karşın geleceğe coşkuyla yönelmektedir. Kimlik kazanma hayat boyu devam eden bir süreç olmakla beraber bu dönemde daha çok önem kazanmaktadır ve genç daimi bir kimlik kazanma çabası içine girmektedir. Bu dönemde “ben kimim” sorusuna yanıt aramakta ayrıca meslek seçimi, karşı cinse duyulan ilgi gibi çeşitli problemlerle karşı karşıya kalınmaktadır. Bu dönemi başarıyla atlatan kişiler kimlik duygusu edinebilmekte, başarıyla atlatamayanlar ise rol karmaşasına düşmektedirler. Bu dönemde arkadaş grubuna yönelen genç, arkadaşlarında da kendi bedenindeki değişikliklere benzer değişimlerin olup olmadığını araştırmaktadır.

Gençler bu dönemde soyut düşünmeye başlayabilmekte, daha karmaşık problemler çözebilmekte ve yetişkinler gibi düşünebilme özelliklerini kazanmaktadır. Zihinden işlemler yapabilmekte, hipotezler geliştirebilmektedirler. Genç, herkesin gözünün onun üstünde olduğunu, onu izlediğini düşünmektedir. Bu “ergen benmerkezciliği”dir. Ergen benmerkezciliği çocuk benmerkezciliğinden farklıdır. Çünkü ergenler artık başkalarının perspektifini alabilmeye başlamıştır.

Bu dönemde gencin her iki cinsiyetteki yaşıtlarıyla olgun ilişkiler kurabilmesi, cinsel rolünü gerçekleştirebilmesi, fiziksel özelliklerini kabullenmesi, yetişkinlerden duygusal olarak bağımsızlığını gerçekleştirebilmesi, ideal eş kavramını geliştirmesi, sosyal sorumluluklar alması ve bir mesleğe hazırlanması gerekmektedir.

Ergenlerin kendileriyle ve başkalarıyla ilgili düşüncelerine, düşünme, karar verme, sorumluluk alma ve yaşamlarını kontrol etme gibi yeteneklerini algılayışlarına anne-babalarının yaklaşımının etkisi büyüktür. Kendilerini mutlu ve değerli hisseden, sorumluluklarını bilen, birbirine güven duyan bireylerden oluşmuş sağlıklı aile ortamlarında ergenlerin hızlı değişimlere ayak uydurmaları, kendilerini kabul etmeleri ve kimlik kazanmaları başarılı bir şekilde gerçekleşebilmektedir. Tabi ki anne – babaların ergenlik dönemindeki çocuklarıyla sağlıklı bir iletişim kurabilmeleri için öncelikle kendi aralarındaki iletişimin de sağlıklı olması gerekmektedir. Daha sonra ergenlik döneminin özelliklerini bilmeleri ve çocuklarında meydana gelen değişimlerin normal olduğunu kabul etmeleri gerekmektedir. Ayrıca çocuklarına yaklaşımlarında her iki ebeveyn arasında tutarlılık olmalıdır.

Ergenlik döneminde çocuk vücudu yetişkin vücuduna dönüşürken, çocuk rollerinin de yetişkin rollerine dönüşmesi beklenir. Fakat ergen kimliğini kazanırken aynı zamanda birçok sorumluluğu üstlenmesi ve birçok problemi de çözmesi gerekmektedir. Bu kimlik krizi yaşanırken anne-babaların bazen “Sen daha çocuksun, bu konuda fikrini sormadık”, bazen de “Kocaman insansın sorumluluklarım yerine getir” gibi tutarsız yaklaşımları ergenin kimliğini kazanmasında işini zorlaştırabilmektedir. Bu sebeple ebeveynlerin sabırlı olması ve çocuklarına bir birey gibi davranmaları gerekmektedir.

Ergenlik döneminde akran gruplarına yönelme artmaktadır. Ergenler, anne babaları veya ailenin diğer üyelerinden daha çok arkadaşlarıyla zaman geçirmektedir. Bu durum, pek çok aile kavgasının temel nedenidir. Ergenler nasıl giyinecekleri, ne yiyecekleri ve arkadaş çevrelerinde kimlerin bulunacağı gibi günlük konularda arkadaşlarının etkisinde kalsalar da, anne babalarının değer sistemlerini önemli bir rehber olarak görürler ve pek çok önemli konuda anne babalarının düşüncelerini değerlendirmeye almaya devam ederler. Yani ergenler yaşama ilişkin önemli değerleri ebeveynlerinden almakta, sosyal ilişkilerinde yaşadığı kişisel problemleri konusunda ise hem anne-babasına hem de arkadaşlarına danışmaktadırlar.

Bu dönemde bir grubun üyesi olmak, üyesi olduğu grubun giyim, yaşayış ve konuşma tarzını benimsemek çok önemlidir. Bunlar kendilerini topluma kabul ettirmenin bir yoludur. Eğer ergen anne ve babası tarafından aşın derecede baskı görürse, anne baba arasında tutarsız tutuma maruz kalırsa, akran grubuna yönelme iyice artmaktadır.

Bu dönemde ayna karşısında geçirilen zaman artmakta, yüzdeki bir sivilce birçok toplumsal olaydan çok daha önemli hale gelebilmektedir. Resim, müzik, tiyatro, şiir, öykü, sinema gibi sanat dallarına ilgi artmakta ve bu alanlar kendini tanımanın bir yolu olarak kullanılmaktadır.

Bir yandan bağımsız olma isteği, diğer yandan ailenin desteğine duyulan ihtiyaç, bir yandan yalnız kalma isteği, diğer yandan bir grup içinde olma isteği, toplumsal sorunlarla yakından ilgilenirken topluma isyan etme arzusu gibi duygusal kararsızlıklar gençlerin öfkeli olmasına neden olabilmektedir. Anne-babaların yapması gereken şey çocuklarında gözlemledikleri bu öfkenin normal bir gelişim dönemi özelliği olduğunu kabul etmeleridir. Öfke patlamasının olduğu durumlarda paniğe kapılmadan, öfkeye öfkeyle karşılık vermeden, ergeni dikkatle dinlemek, şikayetlerinin ve isteklerinin anlamını keşfetmeye çalışmak, hangi konularda haklı, hangi konularda mantıksız olduklarını anlamaya çalışmak gerekmektedir. Daha sonra anne – babalar kendi duygularını da gence anlatıp, evdeki kuralları hep beraber gözden geçirebilmelidirler.

Öncelikle anne-babaların çocuklarını koşulsuz sevmeleri gerekmektedir. Gencin davranışlarını konuşmak yerine, kişiliğine yönelik etiketlemelerde bulunma, genci reddetme, akranlarıyla karşılaştırma, anne – babanın kendi gençlik dönemiyle karşılaştırma iletişimi engelleyen ve gencin kişiliğini olumsuz yönde etkileyen tutumlardır. Anne-babalar gençlerle iletişimde mini konferanslar, ahlak dersleri verme, tavsiyelerde bulunma veya abartılı duygusallık gösterileri yerine, onları dinlemeyi, onun ne hissettiğini anlamaya çalışmayı tercih etmelidir.

Gençlerin sorumluluklarım bilen bireyler olmalarının yolu onlara sorumluluklar vermekten ve onlara güvenmekten geçer. Dürüst bireyler olabilmeleri için öncelikle anne babaların doğru rol model olmaları ve dürüst davranmaları gerekmektedir. Ergenlerin güçlü yanları ve olumlu özellikleri üzerinde odaklanmak gerekmektedir. Dağınıklık, sorumsuzluk gibi olumsuz davranışları sürekli hatırlatmak, o davranışı ortadan kaldırmamakta o davranışın daha da yerleşmesine sebep olmaktadır. Bu nedenle olumlu özellikler üzerinde yoğunlaşılarak olumlu özelliklerin güçlenmesi ve gelişmesi sağlanabilir.

Ergenlik dönemi, pek çok değişikliğin ve zorlukların meydana geldiği bir dönemdir, fakat bu dönem kaçınılmaz bir fırtına ve gerilim anlamına da gelmemektedir. Ergenlerle anne-babaları arasındaki çatışmaların birbirlerini yanlış algılamalarından ve iletişim eksikliğinden kaynaklandığım düşünürsek, ebeveynlerin göstereceği ilgi, sevgi ve anlayışlı bir yaklaşım çatışma yaşanmasını engelleyebilir. Gençlerin evdeki kararlarda söz sahibi olduğu, bazı sorumlulukları taşıyabileceği unutulmamalı ve onun kendi kimliğini kanıtlamasına ve bağımsızlığını denemesine fırsat verilmelidir.