Evlilik kurumu aracılığıyla kurulan aile, modernleşmeyle birlikte toplumsal yapıda meydana gelen değişmelere paralel bir dönüşüm göstermektedir. Toplumun bir durumdan başka bir duruma geçtiği modernleşme ve modernleşmenin küresel bir düzeyde yaşanmasıyla, aileler yapısal ve biçimsel olduğu kadar, aile içi ilişkileri, güç ve iktidarın kullanımı açısından da değişimler yaşamaktadır. Günümüz evlilikleri için öncelikli amaç bireysel ihtiyaçların karşılanması, bireysel mutluluk, duygusal tatmin ve destektir.

Her ayrılık ve boşanma deneyimi umutların, beklentilerin, hayallerin bir kaybıdır. Kişiler kayıp sonrası yaşadığı sancılı dönemi yansıtan üzüntü, keder, yas, elem, acı vb. duygular yaşayabilir. Yaşamın özünde bir insana sağlıklı ve mutlu bir biçimde bağlanma ihtiyacı olan birey için bu ihtiyacın tatmin edilmemesi, artık edilemeyecek olması bu sayılan duyguları doğurur. Ancak boşanma herkes de aynı duyguları yaşatmaz. Bazı insanların boşanarak özgürlüklerini yeniden kazanacaklarına inandıklarını ve heyecan duyduklarını söyleyebiliriz. Burada temel nokta, hiçbir ilişkinin her iki taraf için de aynı anda başlayıp aynı anda bitmediğidir.

Cinsiyetler açısından değerlendirildiğinde, kadınların yaşadıkları ilişkiye odaklı oldukları, duygusal alıcılarının erkeklerinkinden daha açık olduğu, sezgilerinin daha gelişmiş olduğu bir gerçektir. Buna dayanarak da kadınların ilişkinin nereye gideceğini ya da gitmeyeceğini önceden daha net bir biçimde görecekleri; bir yere gitmeyecek ilişkinin bitimine karşı kendilerini erkeklerden çok daha önceden hazırlamaya başladıkları, kayıp ve yas sürecini daha erken yaşamaya başladıkları söylenebilir. Bu açıdan bakıldığında, bir ayrılık ya da boşanma kararı verildiğinde kadınların zaten bir süredir yas tuttukları, acılarını yaşadıkları ve neredeyse toparlanmakta oldukları söylenebilir. Yas tutma süreci asıl şimdi erkeklerdedir.

“Artık seni sevmiyorum” cümlesi erkeğe “tanınan”; daha doğrusu erkeğin belki de hiç haberinin bile olmadığı onlarca şansın ve kadının ilişkiyi duygusal, düşünsel ve cinsel olarak bitirmiş olmasının sonucudur. Bu cümle zaten gidilmiş olduğunun ve dönülmeyeceğinin, o erkeğin de, o ilişkinin de bir şansının kalmadığının göstergesi olarak düşünülebilir.

Boşanma olgusu, nedenleri, sonuç ve etkileri bakımından toplumdan topluma, zamandan zamana ve kişiden kişiye farklılık gösterir. “Ölüm bizi ayırana kadar” inancıyla, umuduyla adım atılan evlilik eşleri nasıl bir çöküşe sürükler ve çiftler neden boşanma kararı alır? Boşanma eşlerin temelde bir çift olabilme becerisini, yetkinliğini gösteremedikleri ve aşağıda belirtilen sorunların ya da ihtiyaçların çiftleri boşanmaya sürüklediği görülmektedir.

  • Ortak noktalarda buluşamama ya da ortak paylaşım alanının kalmaması,
  • Tutumlardaki ya da değer yargılarındaki derinliğin daha da artması,
  • Çözümlenemeyen çatışmalar
  • Karşılıklı bağlılığın, yakınlığın düşmüş olması, eşlerin birbirlerine duygusal olarak yabancılaşmaları,
  • İletişim çatışmaları,
  • Söze dökülemeyen birikmiş stresler,
  • Kıskançlık, aldatılma,
  • Alkol ve madde bağımlısı bir eş,
  • Aile içi şiddet,
  • Eşin özgür olma isteği,
  • Eşin işsiz olması,
  • Çocuk bakımına ilişkin anlaşmazlıklar,
  • Evliliğin gerekliliklerinin kariyer yaşamıyla çatışması,
  • Ekonomik sorunlar, yapılan borçlar,
  • Cinsel sorunlar ve doyumsuzluk,
  • Ailesel sorumlulukları yerine getirmeme,
  • Ev içi görevlerinde bir iş bölümüne gitmeme,
  • Sürekli kaygı ve depresyon gibi duygusal sorunlar,
  • Eşin fiziksel bir sorununun olması,
  • Kadının rollerindeki değişim.

Boşanma, aile birliğini sona erdiren önemli bir karar ve toplumsal bir olgudur. Boşanma olgusu, yasalar çerçevesinde yapılmış olan bir evliliğin eşlerin yeni bir evlilik yapabilecekleri şekilde hukuki bir kararla, yine yasal olarak sona erdirilmesidir. Boşanma, aile birliğinin bozulmasına, ailenin bölünmesine ya da dağılmasına yol açarak, bireylerin yakın çevrelerini de kapsayacak şekilde bütün aile üyelerini sarsan karmaşık bir olgudur. Boşanma aslında adım adım gerçekleşir. Boşanma kararının verilmesi tarafın/tarafların duygusal olarak boşanmalarıyla başlar. Taraf ya da tarafların her ikisi birden birbirlerinden kopmaya başlar, olumlu duygular yerini nötr hatta olumsuz duygulara, algılara bırakır. Çift birbirinden kopmaya başlar. Ortak paylaşım alanlarından kopmalar ve birbirlerine daha az zaman ayırmalar başlar. Bu süreç otomatik olarak boşanma kararını gerektirmez. Birçok çift evliliğin her durumda devam etmesi gerektiği inancıyla, kendilerine bunun empoze edilmiş olmasıyla ya da ilişkinin artık bir alışkanlık olması nedeniyle evliliklerini sürdürebilirler. Bu durum da elbette ilişkiyi iki kişilik yalnızlığa sürükler. Eşler adı konulmamış bir kayıp ve yas sürecini yaşarlar.

Boşanma bireyler için zor bir süreçtir. Özellikle boşanmış kadınlar yalnız yaşamanın yanı sıra tek ebeveyn olarak gerek sosyal hayatlarında gerekse de çalışma hayatlarında bu durumdan erkeklere oranla daha fazla etkilenmektedirler. Kadınların ekonomik olarak bağımsızlık elde etmeleri, onların kötü giden evliliklerini bitirme olasılıklarını arttırmaktadır. Ancak bu demek değildir ki ekonomik özgürlüğü olan her kadın boşanma eğilimindedir.

Evlilik yoluyla kurulan birlikteliğin aktif bir öznesi olduğunun farkına varan kadın evlilik yaşantısına ilişkin olarak daha fazla beklenti içerisine girer ve beklentilerini daha fazla dile getirir. Erkeklerin yanı sıra kadınlar içinde günümüzde mesleki olduğu kadar kişisel gelişim önem kazanmaktadır. Ancak kariyer yapmak isteyen ve meslek yaşamında ilerleme amacı olan kadının konumu, günümüz aileleri için yeni tartışma alanları yaratır. Sevgi, cinsellik, çocuklar ve ev içi ilişkilerin tartışma konusu olduğu ailelerde kadının iş yaşamına girmesiyle birlikte iş yaşamı, ekonomi, siyaset ve meslek hayatı gibi konular üzerinde de tartışmalar başlar. Sonuç olarak mutsuz giden evlilikler karşısında bireyler daha az tolerans göstermeye başlarlar. Kadın haklarının gelişmesi, eğitim seviyesinin yükselmesi ve toplumsal yaşama katılımı gibi değişmeler ailenin yaşam düzeyini yükseltirken, boşanma oranlarını da arttırabilmektedir.

Görevleri sadece ev ve çocuklarla sınırlı kalan kadının, günümüz toplumlarında değişen toplum yapısıyla bağlantılı olarak erkeğin yanı sıra ev dışında ücret karşılığı çalışmaya başlaması, geleneksel cinsiyet rollerinden tamamen uzaklaştığı anlamına gelmez. Gerçekte cinsiyete dayalı iş bölümü çerçevesinde “ekmek kazanan” erkek ve ailedeki bireylerin bakımlarını sağlayan “dişi kuş” kadın rolü ortadan kalkmamıştır. Geleneksel yaşama özgü erkek egemen kültür, modern yaşamda gerçekleşen toplumsal değişme sürecinde daha yavaş bir değişim geçirmekte ve bu durum ev içi iş bölümünün istenilen oranda eşitlikçi hale gelmesine engel olarak kadınların iş yükünü artırmaktadır. Bu durum kadının hem aile içindeki hem de çalışma hayatındaki rollerini aynı ölçüde yerine getirme zorunluluğunu doğururken, bunun aksine erkeklerin zaman zaman yapılabilen ve işin yapılma zamanıyla ilgili kişisel karar verme imkanlarına sahip oldukları işlerle uğraşmaları kadınların rol çatışması yaşamalarına neden olmaktadır. Yaşamını devam ettirebilmek için eşine ihtiyaç duymayan kadınlar mutsuz oldukları bir evliliği sürdürmek konusunda daha az isteklidirler.

Boşanma, kaçınılmaz olarak hem kadın hem de erkeklerin ekonomik durumları üzerinde olumsuz etki yaratır. Ancak boşanmanın sonrasında hayat standartlarında büyük bir düşüş gerçekleşen bireyler arasında kadınların sayısı daha fazladır. Evliliği boyunca ev dışında herhangi bir iş yaşantısı bulunmayan ya da geçici işlerde çalışan kadınlar, düzenli bir iş yaşantısı olan kadınlara oranla boşanmalardan daha fazla etkilenirler. Evliliği süresince aktif olarak iş hayatında bulunan kadınlar boşanma sürecinde daha güçlüdürler. Yapılan araştırmalarda da çalışma deneyimine sahip olan kadınların, çalışmayan ya da almış oldukları eğitimle çalışma yaşamında yer alma yeterliliğine sahip olmayan hemcinsleriyle kıyaslandıklarında evlilik birliğinin bozulmasında daha güçlü bir davranış sergiledikleri belirlenmiştir.

Boşanma sürecinde aileler önemli bir rol oynarlar. Boşanma eğiliminde olan çiftlerin aileleri evliliklerin devam ettirilmesi yönünde bir tutum sergiler ve genelde boşanmış kızlarını kabul etmek istemezler. Kadınlar, aile statüsünün azalmasından duyulan kaygılar, toplumun boşanmaya karşı gösterdiği direnç ve özellikle de boşanmış kadına karşı tutumlar, boşanmayı kadının başarısızlığı gibi gören anlayış nedeniyle boşandıktan sonra kendi aileleri tarafından kabul görmemektedirler. Bunun yanı sıra boşanmış kadının ekonomik bir yük olarak görülmesi ve yeniden evlenme olasılığının düşük olması ailelerin boşanmış kızlarının yanında yer alması olasılıklarını azaltabilmektedir. Boşanmaya yönelik sert tutumlara yol açan tüm bu nedenler kadının aile içindeki statüsünü de düşürür. Ancak ailenin boşanmaya yönelik baskıcı ve kontrolcü tutumları, kadının eğitim düzeyi ve mesleki statüsüne bağlı olarak farklılıklar göstermektedir. Örneğin, doktor, avukat, öğretmen gibi profesyonel mesleklere sahip olan kadınların aileleri boşanma söz konusu olduğunda daha destek çıkan ve anlayışlı bir tavır sergileyebilmektedir. Boşanmaya karşı tutumlar eğitim düzeyi ve mesleki statüye olduğu gibi, sosyal sınıflara göre de farklılaşır. Alt ve orta sınıf kadınına oranla üst sınıftaki kadının boşanması daha fazla kabul edilir.

Boşanmış kadınlar genellikle boşanma sonrası ilişkilerine sınırlama getirirler. Tabi bu durum bilinçli bir eylem ya da karar almanın sonucunda gerçekleşmeyip, evliliğin sona ermiş olmasının yarattığı doğal bir sonuç da olabilir. Boşanma sonrası kadınlar, yeni kurdukları ilişkilerinde de daha seçici bir tutum sergilemekte ve yeni arkadaşlarını çoğunlukla kendileri gibi evliliklerinde problemleri olan kişilerden ya da evli olmayan bireylerden seçmektedirler. Sebebi ne olursa olsun boşanmış kadınlar evli hemcinslerine göre daha izole bir hayat sürerler ve bu durum onların daha yalnız hissetmelerine neden olur.

Boşanma sonrasında kötü giden evliliklerine son veren kadınların bağlarından ve bağlılıklarından kurtularak bireyselleşip, özgürleşeceği düşünülmektedir. Ancak bazen durum bunun tersi de olabilmektedir. Kadınların aileleri (anne, baba, kardeş, akraba), toplum ve boşandığı eşler tarafından özgürlükleri kısıtlanmaktadır. Bununla birlikte, boşanmış kadınlar zamanla eşlerinden ayrı da bir hayat sürdürebildiklerini, kendilerine çocuklarıyla birlikte yepyeni bir yaşam kurabildiklerini fark edebilirler, yeni bir bağımsızlık duygusu ve kendine güven deneyimleyebilirler. Duygu ve düşünceleri zamanla olumlu yönde değişen bekar annelerin çocuklarıyla birlikte kurdukları bu yeni yaşamlarındaki stres kaynakları da daha az olacaktır. Çünkü genellikle şiddetli geçimsizlik, duygusal, fiziksel ve cinsel şiddet, ekonomik sorunlar gibi sebeplerle boşanan annelerin evlilik sonrası yaşantıları daha huzurlu ve mutlu olur. Ayrıca evliliğini boşanmayla noktalayan çiftlerin bir kısmı yeniden evlenmeyi de deneyebilmektedir. Kadınlar için boşanma sadece olumsuz olan bir süreç değildir.

Boşanma istenmeyen bir sonuçtur ama bazen de eşlerin tüm çabalarına rağmen çıkmaza girdikleri anlarda başvurulabilecek kaçınılmaz bir sonuçtur. Boşanma sonrasının sağlıklı olması boşanma sürecine de bağlıdır. Bu sebeple boşanma öncesi, sırası ve sonrasında eşler aile/çift terapisi, bireysel terapi konularında destek alarak boşanma ile ilgili duygusal süreçleri ve karar süreçlerini daha sağlıklı yönetebilir, sağlıklı bir boşanma gerçekleştirebilir.