Cinsellikle ilgili sorunlar ve cinsel işlev bozuklukları toplumumuzda sıklıkla görülse de bunların önemli bir kısmı yansıtılmamakta, mahrem kabul edilip ifade edilememekte ve bu sebeple çözümsüz kalmaktadır. Oysa cinsellik yaşamın doğal bir parçasıdır. Biyolojik, psikolojik, toplumsal, kültürel, geleneksel, ahlaki, dini ve ekonomik boyutları vardır ve üremeyi, cinsel zevk almayı ve zevk vermeyi içerir.

Cinsellik, doğum öncesi dönemden başlayıp ömür boyu devam eden ve yaşamın her evresinde sürekli değişim ve gelişim gösteren bir süreçtir. İnsan psikolojisini oluşturan tutumlar, kişilik özellikleri, duygular, bilişsel işlevler, öğrenilmiş davranış modelleri, geçmiş yaşantılar, yaşanan travmalar cinselliğe yaklaşımımızı ve seçimlerimizi belirler.

Kadınlar da tıpkı erkekler gibi cinsel beraberliklerinde sorunlar yaşayabilirler. Kadınların pek çoğu kendi cinselliklerinin farkında değildirler. Cinselliğin nasıl olduğu, nasıl yaşandığı bilinmemekte, bunun sonucunda kadın kendi cinselliğini ve bedenini tanımamaktadır. Yapılan çalışmalarda kadınların %30–60’ında yaşamları boyunca en az bir cinsel sorun yaşadığı belirlenmiştir. Orgazm sorunu da kadınlarda en sık görülen cinsel işlev bozukluklarından biridir. Kadınların yaklaşık üçte biri çeşitli derecelerde orgazm konusunda sorun yaşamaktadır.

Orgazm olmak, toplumda sadece erkekler için önemli olarak algılansa da kadınlar içinde önem taşır. Kadınların ruh ve beden sağlığı için cinsellik ve orgazmın önemi büyüktür.

Cinsel işlevin fizyolojik döngüsü, erkekler ve kadınların her ikisine özgü olarak cinsel istek, uyarılma, orgazm ve çözülme olarak dört safhaya ayrılabilir: Cinsel istek safhasında kişiler, cinsel uyarılmaya yol açacak deneyimlere yaklaşma ya da ilgilenme isteğini yansıtır. Uyarılma safhasında kişi cinsel uyarılmaya cinsel bölgesinde artış gösteren kan akışıyla yanıt vermeye başlar. Bu kan akışı erkekte ereksiyona, kadında ise ıslanma ve kayganlaşmaya yol açar. Bu safhada hızlı nefes alıp verme, kalp atışlarında ve kan basıncında fizyolojik değişiklikler ortaya çıkar. Bu değişiklikler en yüksek yoğunluğa çok kısa ve istemsiz bir tepki olan orgazm safhasında ulaşırlar. Orgazm safhası, fiziksel zevkin doruğa ulaştığı noktadır. Orgazm safhasını çözülme safhası takip eder. Bu safhada vücut işlevleri normal dinlenme durumuna döner. Bu sınıflandırma sisteminde yeterli cinsel uyarıya rağmen sürekli olarak orgazmın yaşanmaması, yineleyici bir biçimde gecikmesi ya da orgazm yoğunluğunda azalma durumunda orgazm bozukluğu tanısı konulmaktadır.

Orgazm bozukluğu (Anorgazm), iki şekilde kendini gösterebilir; kadın, cinsel açıdan etkin olduğundan bu yana hiç orgazm yaşamadıysa birincil (primer) orgazm bozukluğu, eğer bu durum oldukça olağan bir cinsel işlevsellik evresinden sonra geliştiyse ikincil (sekonder) orgazm bozukluğundan söz edilebilir. Kadınlarda orgazm bozukluğu, yaşamlarının önceki dönemlerinde olabileceği gibi sonradan da ortaya çıkabilir. Orgazm bozukluğu genel ya da durumsal olarakta görülebilir. Eğer kadında genel orgazm bozukluğu varsa; herhangi bir şartta, cinsel birleşmeyle ya da klitoral uyarı yoluyla orgazma ulaşamamaktadır. Durum ya da eşle sınırlı değildir ve her türlü cinsel aktivite sırasında ortaya çıkar. Eğer durumsal olarak orgazm bozukluğu var ise; kadın ancak belirli koşullarda belirli tür uyarımlar, durumlar ya da eşle orgazm olabilmektedir.

Cinsel sorunların nedenleri kişiden kişiye ve bir bozukluktan diğerine göre değişir. Orgazm pek çok etmenden etkilenebilen kompleks bir süreçtir. Cinsel mitler (yanlış inanışlar), değer yargıları, suçluluk duyguları, aşırı dinsel inançlar, geleneksel kadın rollerinin dışına çıkamamak, itaatkarlık, özdeğer, özgüven sorunları, babayla olan ilişkideki bazı olumsuzluklar (ayrılık, ölüm, ihmal, aşırı baskı vs..), depresyon, anksiyete, gerçek dışı beklentiler, çocuklukta ya da sonrasında cinsel taciz veya tecavüze maruz kalma, cinsel bilginin yetersiz, yanlış ya da abartılı oluşu, cinsel motivasyon, deneyim eksikliği, kendi taleplerini ve kimliğini ifade etmede zorluklar, cinselliğin partnere karşı sorumluluk olarak görülmesi, duygusal hazırlığın yetersiz olması, partnerle yakınlık kuramama, partnerle cinsel ihtiyaçlar konusunda iletişimin yetersizliği, partnere ilgi kaybı, eşler arasında uyumsuzluk, evlilik içi çatışmalar, partnere yönelik kırgınlık ya da kızgınlık gibi olumsuz duygular, ön sevişmenin yetersiz oluşu ya da aceleye getirilmesi, eşin erken boşalması, ereksiyon güçlüğü sebebiyle yetersiz cinsel birleşme süresi, jinekolojik rahatsızlıklar, ilaç, alkol ya da madde kullanımı, menopoz, kadının bedeniyle barışık olmaması, zihinsel yorgunluk, psikiyatrik hastalıklar kadınların orgazm konusunda sorun yaşamasının nedenleri arasında sayılabilir.

Bu kadar değişik faktörü göz önünde bulundurduğumuzda orgazm, kadınlar için ulaşılması zor bir hedef haline gelmektedir. Bu sebeple hedefe ulaşamayan bazı kadınlar orgazm taklidine başvurabilmektedir. Bazen de keyifli olmayan bir cinselliğin bir an önce tamamlanması için de kadınlar taklit yapılabilmektedirler.

Son yıllarda orgazm taklidi yapan kadınların sayısında büyük bir artış söz konusu. Pek çok kadın eşiyle orgazm olamasa da taklit yaparak cinselliği tamamlayabilmekte. Kadınların çoğu partnerlerine zor anlar yaşatmamak, kendilerini ve partnerini yetersiz kılmamak için, kendilerini orgazm taklidi yapmaya mecbur hissetmektedir. Oysa kadınların orgazm taklidi yapması aslında problemin daha da karmaşık bir hal almasına neden olmaktadır. Orgazm olamayan kadının bunu partnerine göstermesi, kadın için partnerinin yapacağı etkili bazı değişiklikler sonucunda çözüme kavuşacakken, kadının yaptığı orgazm taklidi sebebiyle bu konu ve çözüm yolları asla gündeme gelememektedir. Sonuç olarak, erkek partner her şeyin normal gittiğini düşündüğü için herhangi bir değişiklik yapma isteği duymamaktadır. Ancak bir müddet sonra orgazm olamamak kadında cinsel isteğin azalmasına ve cinsel soğukluk yaşamaya neden olacaktır.

Fantezi kurmaktan rahatsızlık duyma ve kaygılanma, mastürbasyonu ahlaksızca veya bencilce bir yaşantı olarak değerlendirme ve bundan rahatsızlık duyma, partneri ile cinsellik ve cinsel yaşamları hakkında konuşmakta zorluk yaşama, cinsellikle ilgili isteklerini, hoşlandığı veya hoşlanmadığı durumları partnerine söyleyememe orgazm bozukluğu yaşayan kadınların özelliklerindendir.

Orgazm, sağlıklı ve doyumlu bir cinsel yaşamın en önemli parçalarından biridir. Orgazm, hem kadın hem erkek için cinsel yaşamın devamlılığını sağlayan arzuyu güçlü tutar. Kişinin hem cinselliğe, hem partnerine, hem de ilişkisine dair duygu ve düşüncelerini olumlu yönde etkiler. Orgazm sorunu yaşayan bir kadın ilişki sorunları, psikiyatrik hastalıklar ve yeni cinsel işlev bozuklukları yaşama açısından risk taşımaktadır.

Kadınlarda orgazm bozukluğu cinsel terapi ile tedavi edilebilmektedir. Orgazm sorunu yaşayan kadınların tedavisinde öncelikle altta yatan organik ve psikolojik sebepler araştırılır. Biyolojik nedenler ekarte edildikten sonra cinsel danışmanlık yapılır. Problem psikolojik nedenlerden kaynaklanıyorsa kişinin ya da çiftin özellikleri ve gereksinimlerine uygun olarak bireysel terapi, çift terapisi ya da cinsel terapi uygulanır. Eğer partner ilişkisindeki problemlere bağlı olarak ortaya çıkmışsa öncelikli olarak çift terapisi uygulanır ve ardından cinsel terapi uygulanır. Cinsel terapist kadının yaşı, cinsel deneyimleri, partneriyle olan cinsel iletişimi, cinsel uyarının yeterliliğini inceler. Kadınlarda orgazmla ilgili yaşanan güçlükler, cinsel terapistler tarafından cinsel terapi, çift terapisi, cinsellik eğitimi, bedensel ve cinsel egzersizler, cinsel yaşama yeniliklerin kazandırılması, cinsel ilişkiyi yeniden keşfetme oyunları gibi tedavi yöntemleri kullanılarak yüksek başarı oranıyla tedavi edilebilmektedir.