Her insan belli düzeyde kendini beğenmeli ve değerli bulmalıdır. Bu durum kişinin iş ve sosyal başarısı için güdüleyici olabilir ancak kendini beğenme ve değerli bulma belli bir düzeyin üzerine çıktığında bu bir sorun olarak görülmektedir. Kişinin hastalık boyutuna giren bu tutum ve davranışlarına “Narsisistik Kişilik Bozukluğu” denilmektedir.

Narsisistik kişilik bozukluğu; önemli, özel ve eşi benzeri olmayan, üstün birisi olduğuna ilişkin yaygın bir duygu, beğenilme gereksinimi ve empati yapamama ile belirli bir kişilik bozukluğudur. Toplumsal ilişkilerde bireyin hayatta kalma çabasını abartmasından dolayı psikolojik bir bozukluk olarak görülmektedir. Bireyin üyesi olarak bulunduğu aile, eğitim, iş gibi ortamlarda narsisistik kişilik yapısı diğer bireyler için sorun yaratabilmektedir.

Narsisizm, mitolojiden gelen bir kavram olup; suda gördüğü kendi hayaline aşık olan genç adam Narkissos’dan gelmektedir. Terim olarakta duyarsızlık, özseverlik anlamına gelmektedir. Son otuz yılda üzerinde çok durulan bir çalışma alanıdır. Toplum içerisinde narsisistik kişilik bozukluğunun görülme sıklığı %1 civarındadır.

Narsisizm, halk arasında “Kendini beğenmişlik, insanlara yüksekten bakma, kendini sevme, kendine aşık olma” olarak bilinmektedir. Aslında narsisistik kişilik bozukluğu kendini sevmekten değil, özde kendini sevmemekten, kendini beğenmişlikten değil özde kendini değersiz hissetmekten, kendine aşık olmaktan değil özünde kendinden nefret etmekten, kendine değerde ve özgüvende eksikliklerin var olmasından kaynaklanabilen bir bozukluktur. Narsisistik kişiler, dışarıdan bakıldığında mesafeli, soğuk, kibirli, samimi nezaket eksikliği, dünya yalnızca kendi etrafında dönüyormuşçasına davranan, kendi önemini fazlaca abartan, kendini beğenmiş, fiziksel olarak çekici gibi görünseler de aslında incinmeye karşı aşırı derecede duyarlıdırlar.

Narsisistik kişilik bozukluğu olan kişi sürekli olarak insanların takdirini, onayını, sevgisini, beğenisini ve hayranlığını kazanmanın peşinde koşar, duygusal yaşamı sığ olur ve duygusal derinlikten yoksun bir yaşam sürerler. Yani gerçekten, yürekten sevemez ya da üzüntü duyamazlar.

Narsisizm, iki şekilde görülür. Açık narsisistlerin tavrından, edasından, hal ve hareketlerinden kolayca narsisist olduğunu fark edebilirsiniz. Zaten kendi durumlarını da saklamazlar. Paralarıyla, malı, mülküyle övünerek hava atarlar. Sağa sola emirler yağdırırlar, saygısızca davranışlarda bulunurlar. Eleştiriye açık değildirler. Aşırı talepkardırlar ve başkalarının ihtiyaçlarını görmezler. Aşırı agresif ve gürültücüdürler.

Gizli narsisistler ise ilk bakışta fark edilemezler. Kendilerini diğerlerinden üstün görürler fakat bunu belli etmezler. Eylemlerinde pasif agresiftirler. Diğer insanları etkilemek için doğrudan kendini övmek yerine dolambaçlı yollar seçerek beğeni kazanmaya çalışırlar. İnsanları yönetirler. Kimse tarafından fark edilmeyen bir zekaya ve yeteneğe sahip olduklarına inanırlar.

Narsisizmin her iki boyutunun özelliklerine sahip bireyler de kendilerinden gerçekçi olamayacak düzeyde büyüklenmeci beklentilerinin olması söz konusudur.

Narsisistik kişilerin insan ilişkileri, eşi, partneri ve çevresi ile olan ilişkileri problemlidir çünkü aşırı ilgi ihtiyaçları, başkalarının duygu ve düşüncelerini umursamamaları, karşısındakinin ihtiyacını anlayıp bunu diğerini sömürmek için kullanmaları sebebiyle insanlar bir süre sonra uzaklaşırlar. İnsan ilişkileri manipülatif ve sömürücüdür. Sosyal olarak aktif, keyifli ve çekici olabilirler ancak insanlara karşı sorumsuz ve kibirlidirler. Derinlemesine ilişki kurdukları kişi sayısı azdır. “Eğer mükemmel birisine yakın olursam, belki mükemmelliklerinin birazı bana geçer ve ben de mükemmel olurum.” fikrinden yola çıkarak, mükemmel buldukları insanlarla yakınlaşmaya çalışırlar. Bu kişi ister meslektaşı, isterse hoşlandığı kişi olsun. Kendileri gibi narsisistik kişileri severler, narsisist liderler, iş adamları bu kişilerin örnek aldıkları ve hayranlık duydukları kişilerdir.

Toplumumuzda narsistik kişilik bozukluğu çoğunlukla erkeklerde görülmektedir. Narsistik kişilik bozukluğu tanısı almış erkeklerin oranı %80’dir. Terapiye genellikle hayattan keyif alamama, umutsuzluk, anlamsızlık, can sıkıntısı gibi nedenlerle başvururlar. Erken boşalma, sertleşme sorunları, çok sık mastürbasyon yapma, cinsel yönelimde karmaşa, partnere karşı isteksizlik, sıra dışı cinsel fanteziler bu kişilerde en sık karşılaşılan cinsel problemlerdir.

Bu kişiler, cinselliği hazzın paylaşılması olarak görmeyip savaş ve mücadeleye dönüştürürler. İçlerinde var olan duygusal boşluğu cinsellikle doldurmaya çalışırlar. Eşinin, partnerinin duyguları, istekleri, düşünceleri onlar için önemli değilmiş gibi bir izlenim yaratırlar. Partnerlerini kendilerinin ihtiyaçlarını karşılamaktan sorumlu olarak görürler. Narsistik kişilik bozukluğu olan erkekler güzellik düşkünüdür. Kadınları çok iyi anlar ve onları tavlama konusunda yeteneklidirler. Kadınların ihtiyaçlarını bir süre giderip, onları kendilerine bağımlı yaptıktan sonra onları eşya gibi görüp sömürürler. İlişkiye ikna edemedikleri kadınlara karşı saplantılı duygular beslediklerini de sıklıkla görürüz. Bu kişilerin ilişkinin başlangıcında cinsel arzuları yüksekken, ilişki ilerledikçe ilgileri azalır ve cinsel sorunlar ortaya çıkar. Cinsel ilişkilerinde performans kaygıları yüksektir. Narsisistik kişilik bozukluğuna sahip olan kişiler için partnerinin orgazm olması çok önemlidir. Çünkü cinsel ilişkiyi bir skor olarak görürler ve partnerinin orgazm olması onlar için artı bir anlam içerir. Cinsel ilişkiden aldıkları haz ise sadece fiziksel bir haz içerir, duygusal doyum almazlar.

Narsisist kişiler, ilişkilerinde kendilerini daima merkeze koyar ve sürekli karşılıksız ilgi ve sevginin olmasını beklerler. Narsisistler kendi duygularından bahsetmekten hoşlanmazlar ve konuşma sırasında konu onun duygularıysa, konuyu hemen değiştirirler. Sorumluluk vermeyi severler ancak sorumluluk almaktan hoşlanmazlar.

Narsisistler, romantik ilişkilerinde onaylamayan bakışlarla, son anda yaptıkları plan değişiklikleriyle ve sürekli geç kalmalarıyla insanları kontrol ederler. Bu durum, narsisist kişilerin karşısındakinin seçim yapma kabiliyetini ellerinden alma amaçlıdır.

Narsisistler, partnerlerinin ilişkiye sadık olduklarını düşündüklerinde aldatmaya daha meyillidirler. Ayrıca diğer insanları alışık olmadıkları cinsel davranışlara ikna etmekten zevk alırlar. İnsanlar narsisistlerin gerçek yüzünü kısa zamanda öğrendiği için ilişkileri uzun sürmez.

Narsisistik kişilik bozukluğu olan kişilerin diğer insanlarla bağları zayıf ve sevme yetileri azdır. Kendilerine olan hayranlıklarıyla eşine ve çevresine olan duyguları arasında zıtlık vardır. Bu kişiler eşlerinden ziyade çocuklarına sevgi duyarlar. Çünkü çocuklarını kendi vücudunun devamıymış gibi algılarlar ve ruhsal olarak da en yakın ilişki kurduğu kişiler çocukları olur.

Narsisistik kişilik bozukluğuna sahip olan bireylerin hayranlığa ve takdir edilmeye duydukları ihtiyaç onların iş yaşamlarında başarılı, makam ve para sahibi olmalarını sağlar. İnsanlara dediklerini yaptırabilmek ve destek görmek için lider olmak isterler Bu kişiler sosyal ilişkilerinde bulundukları ortama ve ilişki kurdukları kişilere göre davranış değişikliği gösterirler. Girdikleri sosyal ortamda hangi konuyu konuştuğunda takdir edilecekse o kişiliğe bürünür. Benimsedikleri bir değer ve ölçüleri yoktur. Spor, sanat gibi pek çok alanda bu kişilerin söyleyecek  sözleri mutlaka vardır. Hakim oldukları konular ise oldukça sınırlıdır. Her şeyi biliyormuş gibi izlenim verirler. Kendilerinden daha bilgili biriyle karşılaşmak ve bilgisinin azlığını görmek bu kişilere kendisini kötü hissettirir.

Narsistik kişilerin içlerinde var olan duygusal boşluğu alkol, sigara, uyuşturucu kullanarak doldurmaya çalıştıkları da sık görülür.

Bu kişiler dış görünüşleriyle çok ilgilenirler, yaşlanmak bu kişilere kendini kötü hissettirir. Özellikle kırklı yaşlardan sonra genç kadınlarla birlikte olmak, bu kişilerde narsisistik kırılmanın verdiği acıyı biraz olsun hafifletir. Hala genç kadınların onu beğendiğini, onunla birlikte olmak istediğini düşündürür.

Empati yapmazlar, başkalarının düşüncelerine saygı göstermezler. Kendilerini beğenmiş ve kusursuz kabul ederler. Başkalarını kendi istek ve amaçları için kullanmayı severler eleştiriye gelemez, güç ve sevgide tatminsiz ve yaptıkları şeylerde kendilerini haklı görür ve onaylanmak isterler. Beklentilerini karşılamazsanız benlik saygıları düşer, çabuk kırılır ve duygusal durumlarıyla hem kendilerini hem de başkalarını yıpratırlar. Gerçekleri saptırma eğilimindedirler. Hayallerini abartırlar. Rahatlıklarından ödün vermezler. Kıskançtırlar.

Çoğunlukla narsisist kişilik bozukluğuna antisosyal, borderline gibi kişilik bozuklukları da eşlik eder. Erken yaşlarda anlaşılmaz. İleri yaşlarda ise kronikleşmiştir. Dışarıya yansıttıkları benlik ile özündeki benlik arasında farklılıklar vardır. Dışına yansıttıklarıyla sağlıklı bir ilerleme söz konusu olamaz. Yargılanmaktan, yetersizliklerden, hatalı duruma düşmekten çok korkarlar. Bu nedenle hasta olduğunun bilinmesindense doktora hiç gitmeyip tedaviyi reddedebilirler.

Narsisistik kişilik özelliklerine sahip olan bireyler bu tür özellikler taşıdıklarının farkında değillerdir. Narsisistik eğilimi olan bireyler, büyüklenmeci ve bencil davranışları ödüllendirildiğinde narsisist davranışlarını daha rahat gösterirler.

Narsisistik kişilik, insanların belirli şekilde uzmanlaşmaya gitmesiyle, bireyselliğin ön plana çıkması ile kendini daha çok belli etmektedir. Çağımıza egemen olan narsisistik kişiliğin belirtilerine, toplumsal amaçların ve başkalarına duyulan ilginin körelerek, bunun yerini ben merkezciliğin alması örnek gösterilebilir.

Bazı narsisistler, sevgi ve dostluk üzerinden hegemonya kurmaya çalışırlar. En çok seven ve dostluğa en çok değer veren odur, siz onun yanında sevgi özürlüsünüzdür. Patolojik narsisistler sevgi söylemi üzerinden afra, tafra, naz gibi değersizleştirme yollarını kullanarak karşısındakini işgal edebilirler. Buradaki paradoks söylemde sevgi, eylemde ise işgal ve değersizleştirmedir. Sevgi adına hareket ediyor görünmek muhatap olduğu kişinin elini kolunu bağlar, savunmalarını kullanamaz hale getirir, hayır demesini engeller. Aslında narsisistin sadece beğenilmeye ihtiyacı vardır. Sevgi söylemi onun için sadece bir araçtır.

Küçük başarılarını gözlerinde büyüterek, onlarca yıl sonra bile onları hatırlayarak, yüceliklerinin bu nadide kanıtlarını özenle belleklerinde saklarlar. Değersizleştirici edaları, anlamlı bağ kuramamalarına, hiç bir gerçek ilişkiye girememelerine neden olur. İlişkiye girdikleri kişiler dış dünyada mevcut olmaktan çok, aslında kendi
zihinlerindedir. Kendi zihinleri içine hapsolmuş olup, dışarıdaki kişileri gerçek anlamda hiç görememişlerdir.

Ömürleri boyunca çok derinlerinde bir yerlerde çok özel olduklarına dair bir duygu taşıyan narsisist kişiler, yaşları ilerlediğinde ortada kendilerinin düşündüğü gibi bir durum olmadığını anladıklarında huysuzlaşabilirler. Bu durum onlar için tahammül edilemez bir duygudur. Tahammül etme yerine başkalarına bulaşarak bu duyguyu bastırırlar. Çevresindekiler üzerinde hegemonya kurmuş narsisistler, iç dengelerini sağlayabilmek için çevresindekileri paratoner olarak kullanırlar.

İlerleyen yaşlarda somatik pek çok rahatsızlıkla karşı karşıya kalan bu kişiler terapiye de genellikle kırklı yaşlardan sonra gelme eğilimindedir. Baş ağrısı, mide ve bağırsak problemleri, sindirim sistemi rahatsızlıkları gibi somatik belirtiler görülür. Duygusal problemlerine tahammül edemedikleri ve kırıldıkları bir noktada depresyona girer ve terapi almayı kabul edebilirler. Terk edildiklerinde, ölüm veya iş kaybı gibi ağır bir problemle karşılaştıklarında terapi desteği alırlar.

Narsisistik kişilik bozukluğu terapiyle iyileşebilen bir hastalıktır. Bu kişilik bozukluğuna sahip olan kişileri terapiye getiren bir diğer sebepse ikili ilişkilerde yaşadıkları sorunlardır. Narsisistik kişilik bozukluğunun terapisinde tüm kişilik bozukluklarında olduğu gibi bölme savunma mekanizması aktiftir. Yani bu kişiler terapiye gelirken terapistini idealize ederek gelir çoğu zaman. Süreçte terapinin ilerlemesiyle beraber hissettikleri değersizlik duygusunu terapiste yansıtırlar. Terapide danışanın tümgüçlülük  ve değersizlik  arasındaki salınımını danışanın fark etmesi ve bunun örseleyici çocukluk yaşantılarıyla benzerliği konuşulur.