Küreselleşme ve hızla gelişen teknoloji, insanların tüketim tarzlarından iletişim alışkanlıklarına kadar pek çok alanda değişiklik yaşamasına sebep olmuştur. Bu önemli değişikliklerden biri de sosyal medyanın hızlı bir şekilde yaşamımızın her anına dahil olmasıdır. Sosyal medya gündelik yaşamda birçok alışkanlığı değiştirmiştir. Mesela mektup ve günlüklerin yerini bloglar; telefonun yerini Skype; harita ya da atlasın yerini Googlemap; fotoğraf albümlerinin yerini Instagram almış bulunmaktadır.

Günümüzde sosyal medya, bireylerin kendilerini doğrudan yansıtabileceği sanal bir ortamdan ziyade gerçek olarak algılanan bir mecra haline dönüşmüş ve bireyler sosyal medya uygulamalarını bu yönde kullanır hale gelmiştir. Kullanıcılar, sosyal medya vasıtasıyla fikirlerinden giyim stillerine, tüketim alışkanlıklarından anlık aktivitelerine kadar yaşam stillerini yansıtmaya başlamışlardır. Facebook, İnstagram, Twitter gibi sosyal paylaşım siteleri yoğun bir şekilde kullanılmakta, insanlar neredeyse iş ve uyku dışında bütün vakitlerini bu sitelerde geçirmektedirler. İnsanlar artık sosyalleşme şekillerini değiştirmekte, eski arkadaşları bulma, yeni arkadaşlıklar kurma, etkinlik düzenleme, kimin ne yaptığından, nerede olduğundan haberdar olma, müzik, video, resim ve görüş paylaşma gibi etkenlerle sosyal ağlara ilgi göstermektedirler.

Sosyal medya kullanıcılarının kendi hesaplarını kullanmalarındaki motivasyonlarından bazıları şu şekildedir:

*Bireyin kendince çok iyi, zeki, etkileyici, kusursuz, entellektüel, harika bir kişi olduğunu gösterme ve onaylatma çabası.

*Profilim için özel olarak çektirdiğim fotoğrafı sizinle paylaşıyorum.

*Çok güzelim/yakışıklıyım, farklı mekanlarda ve farklı açılardan ben.

*Ben evliyim, eşim çok yakışıklı, çok mutluyuz, birlikte gittiğimiz yerler, yaptığımız faaliyetler.

* Sürekli tatil yapıyorum, farklı yerleri geziyorum, şunları yiyorum.

*Mutlaka bu deneyimi yaşayın. Notre Dame Katedrali, Eyfel Kulesi önünde ben.

*Kim? Nerede? Kiminle ne yapmış? Bende onlardanım.

*Evim, eşyalarım, arabam çok lüks.

*İyi kazanıyorum, iyi bir statüye sahibim, X toplantısındayım ve buraya herkes katılamaz.

*Eşim ve ben birbirimize çok âşığız ve biz her zaman, herkesten daha mutluyuz.

Bu motivasyonlara bakıldığında, insanlar beğendiklerini, kendi yaşamlarında olup bitenleri, eski ya da yeni bilgileri halka sunmuş, ayrıca dost düşman herkesin hakkında her şeyi görmek istemeyi alışkanlık haline getirmişlerdir. Buradan gözetlemenin bulaşıcı olduğu ve bağımlılık yaptığı sonucu da çıkartılabilir. Çünkü bir kez temas ettikten sonra insanların her şeyini görme isteği artmaktadır. Karşılığında da bireyin başkaları tarafından her şeyinin bilinmesi gerektiği düşüncesi oluşmaktadır. Aslında düşünüldüğünde, dünyanın her yerinde can ve mal güvenliği tehlikede olduğu düşüncesiyle insanlar evlerini, arabalarını, iş yerlerini ve bahçelerini bile yüksek güvenlik donanımlarıyla donatıp sımsıkı kilitler vurarak, güvenlik kameralarıyla çevrelerken;  aynı insanlar yüz yüze iletişimden gittikçe uzaklaşmasına rağmen, evinin içindeki her detayı, bahçesini, arabasını, işini, çevresini tüm ayrıntılarıyla sosyal paylaşım sitelerinde paylaşmaktan çekinmemektedir. Sanal ortamlardaki bu rahatlığın sebebi çoğu zaman; internetteki X kişisinin, her zaman aynı X kişisi olarak davranmasa da bunun kimse tarafından sorgulanmayacak olmasıdır. İnternet hem kendini ifade edebilme hem de gerçek bir mecra olmadığı için rahat davranabilme imkanı sunmaktadır. Ayrıca işte farklı, ailede farklı, okulda farklı davranma şansı olan bu kişiye, daima birbirinden farklı bu ortamlar neyin yanlış olduğunu söylemediği ve hesap sormadığı için artı bir özgürlük hissi daha kazandırmaktadır. Sonuçta bu ortamlarda kimseye karşı bir sorumluluk yoktur ve kişi istediği gibi davranabilmektedir.

Toplumun yediden yetmişe büyük bir kısmının uyguladığı bu davranışlar geniş bir perspektiften, uzun vadede incelenirse belli bir süre sonra toplumda gözle görülür bir değerler farklılaşması olduğu görülecektir. Bugün önem atfedilen aile, aşk, sevgi, dostluk, etik, misafir, mahremiyet, özel hayat, estetik vb. pek çok kavram ve olgunun uzun vadede içerdikleri anlamların değişeceği kaçınılmaz olacaktır.

 Sosyal medya kullanmanın psikolojik zemininde neler olabilir diye bakıldığında ait olma, kendini sunma, kişisel imajını ortaya koyma, takdir edilme, başkaları tarafından onaylanma, takipçilerinden farklılaşma güdüsünün etkisinden bahsetmek mümkündür. Ait olma ihtiyacı sosyal ilişkiler kurma ve sürdürmenin, dolayısıyla da Facebook kullanmanın bir gerekçesi olarak görülmektedir. Twitter sayesinde benzer ilgilere sahip insanlar oluşturdukları bu topluluk sayesinde etraflarında ne olup bittiğinden anında haberdar oldukları için kendilerini iyi hissetmektedirler.

Sosyal medyada her kullanıcı kendince bir yer tutmakta ve az ya da çok belli bir kitle tarafından takip edilmektedir. Bu ortamlarda bir kişinin veya küçük bir grubun bile yok sayılması, görmezden gelinmesi mümkün değildir. Takipçi sayısı az olan bir hesabın yaptığı dikkat çeken bir paylaşım, sosyal medyada bir olay yaratabilir veya olay kartopu etkisiyle bambaşka yerlere gidebilir. Bu sebeple bu ortamda bulunan her kullanıcının bir önemi ve etki gücü bulunmaktadır.

Sosyal medyanın sunduğu imkanlar sayesinde insanların iş birlikleri artmakta, fikirlerini istese de istemese de gören duyan birilerini bulabildiği için herkes kendi kanalının sunucusu, kendi hedef kitlesinin gazetecisi olabilmekte ve maliyetsiz bir şekilde ünlü olma yoluna girebilmektedir. Bu süreçten sonra kişi artık bir kitle insanıdır.

 Sanal ortamda ortak bir noktada buluşmak, beğenerek, yorum yaparak birbirlerini desteklemek, tanıdığı veya hiç tanımayacağı insanlardan takdir toplamak, sosyal medyada istediği şekilde davranabilme özgürlüğü, hem var hem de yok olmanın verdiği konfor bir süre sonra kullanıcılar için bir hayat tarzı haline gelmektedir. Buradaki en önemli nokta, kullanıcılar içerikleri kendileri üretip çoğalttıkları için varlıklarını birbirlerinin varlıklarına borçludur. Kendi varlıklarını sürdürebilmeleri için yapılması gereken şey ise sürekli aktif olmak ve gözden kaybolmamaktır.

Sosyal medya kullanıcılarının birbirlerinin varlığını kabul etmesi, ilgi alanlarında benzerlikler bulmaları, özel hayatlarına dair bilgileri paylaşmaları ile aralarında bir çekim gücü oluşturmaktadır. Bu da doğal olarak inanılmaz ve önüne geçilmez bir paylaşım çılgınlığına sebep olmaktadır. Özellikle akıllı telefonlar ve tablet bilgisayarlar sayesinde rahatlıkla sosyal medyaya bağlanıp, o an yaşadığı şey her ne ise paylaşım yapabilmektedir. İnsanlar bulunduğu mekanı önemsemeden misafirlikte,  yemekte, düğünde, cenazede ya da önemli bir toplantı esnasında sürekli olarak sosyal paylaşım sitelerinde aktif bulunmaktadır.

Özellikle Facebook ve Instagram gibi fotoğraf odaklı paylaşım sitelerinde hayatlarında olup biten önemli şeyler olmasa bile, kullanıcılar günlük yaşamlarının en küçük detayına kadar paylaşma isteği göstermektedirler. Öyle ki yapılan her aktivite, gidilen her mekân Facebookta veya Instagramda paylaşılmazsa bir eksiklik hissi oluyormuş gibi, yemeğe başlamadan önce sofranın görüntüsü, gittiği mekanın adı, bulunduğu semt ya da şehir, buluştuğu arkadaşının fotoğrafı ve o an ne düşündüğünü takipçilerine duyurma gereği hissedilmektedir. Bunu yaparak var olduğunu, iyi olduğunu, bildirecek bir şeyleri olduğunu kendince ispatlamaya çalışan kullanıcılar, sosyal ağlarda başarılı olsalar da madalyonun diğer yüzü olan gerçek hayatta giderek bireyselleşme ve sosyal yalnızlık içine girmektedirler. Bu sosyal yalnızlık, sosyal medyada varlığını onaylatma çabası içindeyken, interneti yaşamının merkezi haline getirdiği için ihmal ettiği, aile, eş, dost, akraba, arkadaşlık bağlarının zayıflamasından kaynaklanmaktadır.

Sosyal ağların ortaya çıkmasının asıl amacı iletişim kurma üzerine olmasına rağmen, gerçekte bazı dezavantajları da beraberinde getirerek, kullanıcıların sosyal davranış şekillerini olumsuz yönde etkilemektedir. Sosyal medyanın uzun süre kendine bağlayıcılığı, gerçek hayatta asosyal bir kişiliğin oluşumuna katkı sağladığı söylenebilir. Kullanıcının kendisini diğer kullanıcılarla karşılaştırması, ulaşamadıkları ve ulaşamayacakları bu kişiler sebebiyle yetersizlik duygusuna kapılmasına sebep olabilmektedir. Kullanıcılar, bağımlılık, duygusal olarak içe kapanma, yoksunluk belirtileri, odaklanamama sorunları yaşayabilmektedirler.  Sosyal medyada her an her yerde bir olay olduğu için hepsini takip edememe yönünde ciddi bir kaygı yaşanabilir ve bu durum kullanıcılarda anksiyeteye neden olabilir. Sosyal medyanın aşırı kullanımı fiziksel olarak uyku sorunları,  hareketsizlik, yeme bozuklukları,  obeziteye sebep olabilirken ilişkiler açısından değerlendirildiğinde de çiftler arasında kıskançlıklara, empati eksikliğine, yıkıcı ve olumsuz tartışmalara sebebiyet verebilir. 

Aslında teknolojinin hayatın önemli bir kısmını tuttuğu günümüzde, çoğu sosyal medya kullanıcısının rol yaptığı, istediği tavrı takındığı ve kendilerini kolaylıkla sakladıkları da herkes tarafından tahmin edilen bir şeydir. Buna rağmen sanal da olsa, bir gruba ait hissetmek, bir ortam oluşturmak, rol model bulmak, insana kendini ifade etme, varlığını gösterme ve sosyalleşme gibi en temel manevi ihtiyaçlarını giderme imkânı sunmaktadır. Bir gruba ait olmak özellikle kaçıngan kişilikler, nörotikler, sosyal kaygısı yüksek olanlar için bir imkân sağlamaktadır. Sosyal medya diğer yandan sanal empati’yi geliştirmekte, değişik öğrenme imkânları sunmaktadır.

Sosyal ağlara kayıtsız kalmak zorlaşmakta çünkü sosyal medya hesabı olan insan sayısı her geçen gün artmakta ve bireyin çevresinde neredeyse sosyal medya kullanmayan kimse kalmamaktadır.  Sosyal ağlara karşı direnç gösteren bir kimse, kullanan kitle (ki bu toplumun büyük bir kısmı) tarafından asosyal bir karakter olarak algılanmakta ya da kişinin sosyal medyada paylaşacak bir şeyi olmadığı anlamına geliyormuş gibi düşünülerek bir aşağılanma sebebi olabilmektedir. Birey, sosyal medyada gösterdiği kadar mutlu, zengin veya başarılı olarak kabul edilmektedir. Eğer bu mecrada silik bir durumdaysa, yine aynı çevre tarafından, bireyin sıkıcı ve sıradan bir hayata sahip olduğu, kendini yeterince gösteremeyecek kadar özgüvene sahip olmadığı kanısına varılmaktadır. Bu sebeple kullanıcılar, her şeyin harika olduğunun gösterilmesi gereken bir sosyal baskıdan dolayı, hiç bitmeyen, mükemmel, ilginç, entelektüel ve kendine özgü olduğunu gösterme ve dünyaya bir şey ispatlamaya çalışmak zorundaymış gibi, asla kendi olmayan bir profili milyonlara göstermek için her an her yerde sosyal medya hesaplarından bir paylaşım yapmaktadır.

Her birey sosyal olarak yaşamını sürdürdüğü ortamda düşündüğü, söylediği, yaptığı, ürettiği herhangi bir konu hakkında kabul edilmek, fark edilmek ve takdir edilmek ister. Bunun yanı sıra hiçbir birey faaliyetleriyle ya da düşünceleriyle terslenmekten, beğenilmemekten ve reddedilmekten hoşlanmaz. Henüz kişiliği tam olarak oturmamış, beğenilme, takdir edilme kavramlarının henüz bilincinde olmayan küçük bir çocuk bile, doğası gereği psikolojik açıdan olumlamalardan hoşlanır. Ailesi ve çevresi tarafından beğenildiğini hissetmek ona iyi gelir ve özgüvenini yükseltmeye katkı sağlar. Bu güzel duygunun farkına varan ve alışan insan daima bu duyguyu yaşamak, hayatının her alanında fark edildiğini, kabul edildiğini ve beğenildiğini bilmek ister ve bunun için her şeyi yapar. Bireyin beğenilme duygusunu karşılayabileceği en uygun ortamlardan biridir sosyal medya platformları. Sosyal paylaşım sitelerinin sunduğu beğenme, yorum yapma ve paylaşma imkânları insanlara bu isteklerini karşılama olanağı tanır.

. Günlük hayatta şüphesiz ki herkes beğenilmek ister, ama kimse bulunduğu ortamdaki insanlara kolayca “Bugün güzel olmuş muyum? Beni beğendin mi? Saçlarım nasıl olmuş? Kıyafetim nasıl yakışmış mı?” diye tek tek soramaz. Ancak fotoğrafını sosyal medyada paylaştığında beğenilmek, onaylanmak, dikkat çekmek, ulaşmak, ulaşılmak gibi karşı taraftan duymak istediği iltifat beklentilerini gerçek hayata göre çok daha kolay bir şekilde onlarca beğeni alarak karşılayabilir. Bazı yorumlar kötü ve nefret dolu olsa bile, bireye hoşnutsuzluk vermez. Çünkü olumsuz yorumlar bile bireye “İnsanlar benden nefret edecek ya da benimle ilgili yorum yapacak kadar yakından ilgileniyorlar‟ hissini yaşatabilir. Beğenip geçmenin ötesinde vakit ayrılıp, düşünülüp kendi hakkında bir şeyler yazılması bireyi çok daha fazla tatmin etmektedir. Bu ortamlardan aldığı destekle artık kendini daha özel ve önemli görmesi muhtemeldir. Bazı kullanıcılarda bekledikleri beğeni ve yorumlar yapılmadığında memnun olmamaktadır. Bu bireyler aslında içsel süreçlerinde tamamen başkalarının düşünceleriyle ve yorumlarıyla beslenmeye meyillidirler. Psikoloji biliminde bu tarzda davranışlar sergileyen kişilerin “patolojik narsisizm‟ yaşadığı düşünülmektedir. Patolojik narsisizme göre en önemli şey, bireyin tamamen dıştan gelen yorumlara göre hareket etmeye açık ve muhtaç olmasıdır.

 Sanal ortamda kullanıcılar, olmak istediği kişi olma konusunda özgürdürler. Kişiler gerçek hayatlarındaki belki de memnun olmadıkları kişiliklerinden sıyrılıp, internet ortamında çok farklı bir profil sunarak, buradaki varlıklarına yön verebilirler. Kullanıcıların genellikle sadece iyi taraflarını gösterdiği sosyal medya platformlarında takdir edilmek ve onaylanmak için kontrolü kullanıcıya bırakmaktadır. Bu açıdan bakıldığında kullanıcıların olağan, sıradan görüntüsünün aksine, “olması istenen ben‟ algısıyla sosyal ortamda beğeniye sunduğu içeriklerle, üstü kapalı şekilde gerçek hayattaki takdir arayışını dile getirmektedir.

Bu isteklerin yoğunlaştığı noktada birey kendi olmanın, sıradan olmanın sadeliğini reddetmekte; popüler isimlerin giyim tarzıyla, yüz ifadesiyle, onların gittiği mekânlarda bulunmakla daha çok beğeni toplayabileceğini düşünmektedir. Bir bakıma sosyal medyada belli bir kitle tarafından takip edilmek, birileri tarafından bilinmek bireye bu duyguyu tattırabilmektedir. Bireylerdeki bu istek narsisizmin ve ilgi odağı olma isteğinin dışa vurumu olarak görülebilir. Her insanın hissedebileceği normal duygular gibi görünse de, bu beklentilerin somut ifadesi genellikle olumsuz duygulara yol açabilir. Doğrudan söylenilmese de burada asıl amaç başkaları tarafından kendine göre hak ettiği değeri görmektir. Bu iltifat açlığının doyurulması için bireyler çok fazla zaman harcamakta ve bunun için her şeyi yapmaktan çekinmemektedirler. Beğenilme ve popüler olma isteği taşıyan birçok sosyal medya kullanıcısı, bu ilgiye karşı o kadar doyumsuzdur ki sosyal ağlarda tanımadıkları kişilerin dahi arkadaşlık isteklerini kolayca kabul etmektedir. Bunun için sürekli profil ve durum güncellemek, fotoğraflarını yenilemek, yediğini içtiğini sergilemek, estetik olmasa bile öz çekim fotoğraflarını yayınlamak, kendini etiketlemek gibi her türlü imkânı fırsata çevirmektedirler. Burada narsisizm ile sosyal medya kullanım sıklığı arasında bir benzerlik kurulabilir. Öyle ki birçok araştırmaya göre narsistik olarak değerlendirilebilecek birçok davranış, sosyal paylaşım sitelerinde de görülmektedir. Aslında sosyal medya, kullanıcıların bastırdıkları birçok duygunun daha çok ortaya çıkmasına zemin hazırlamasına ortam sağlar. İçinde bulundukları anın aksine, bohem bir şair, düşünceli bir filozof, cesur bir kahraman, sıra dışı ve ilginç bir anne, isyankar bir genç, inanılmaz şefkatli, en hayırsever, en duyarlı, entelektüel biriymiş gibi davrandıkları karelerle kendilerini herkese açarak, aslında içindeki değersizlik hissini ve başkalarının onayına olan bağımlılığını ifade etmektedirler.

Sosyal medyada sadece beğenilme, yorum yapılma değil aynı zamanda beğenme, yorum yapma eylemi de önemlidir. Herhangi bir sosyal paylaşım platformunda, bir paylaşımın altındaki “beğen‟ butonunu tıkladığınızda farkındalığınızı ifade etmiş, sosyal bir etkileşimde bulunmuş olmaktasınız. “Beğen‟ eylemi sosyal medyada önem verdiğiniz şeylere olumlu geri bildirim vermenin bir yolu. Bu dijital yol, günlük hayattaki “evet‟lerin, “katılıyorum‟ların, “seninle aynı fikirdeyim” ve “bence de‟ lere karşılık gelmektedir. Arkadaş listesinden biri ile iletişim kurarak o kişinin, grubun farkında olduğunun ve onayladığının işaretidir. “Buradayım‟, “seni gördüm‟ ve “seni anlıyorum‟ anlamına gelmektedir. Tek bir tık sayesinde kullanıcıların hangi doğrultuda ne düşündüklerini, cinsiyetlerini, siyasi fikirlerini, yaşlarını, zevklerini, tercihlerini tespit etmek hiçte zor olmayacaktır. Yani sosyal medyadaki beğenmelerle kişiler kimliklerini de ele vermiş olmaktadır.

Beğenme eylemi, psikolojik geri dönüş almak içinde kullanılmaktadır. Bazı bireyler eğer birilerinin paylaşımını beğeniyorsa, onlarında aynı şekilde kendisinin paylaşımlarını beğenmelerini beklemektedirler. Daha fazla beğeni alırlarsa kendilerinin daha fazla sevildiğini hissederken, beğenilmediğinde ya da fark edilmediğinde reddedilmiş hissine kapılabilmektedirler. Buradan hareketle bazı kullanıcıların, sosyal medya sitelerine girerken, başkalarının ne yaptığını görmekten çok, kendisinin ne kadar fark edildiğini görmek için girdikleri anlamı çıkartılabilir.

İnsanlar, sosyal ortamlarda var olarak aslında gerçek hayatta olduğu gibi sosyal bir sermaye edinmektedirler. Gerçek hayatta takdir etmek, takdir edilmek, beğenmek, beğenilmek nasıl kazanç sağlıyorsa, sosyal medyada da karşılıklı kazanç sağlanmaktadır.

Sosyal medya kullanımının olumlu tarafları olsa da dikkat edilmediği takdirde ciddi olumsuz etkileri de söz konusudur. Ne kadar mutluluk verirse versin, gerçek hayatla ilgisi olmayan hayatlara kendinizi kaptırmamanızı, her hikayenin bir kamera arkası olduğunu unutmamanızı, sosyal medyayı ölçülü kullanmanızı, kendinize, sevdiklerinize ve istediğiniz şeyleri yapmaya daha çok vakit ayırmanızı tavsiye ederek, sizlere ulaşmamı sağlayan bu sanal dünyaya teşekkür ediyorum.