Çocuklar üzerinde trajik etkileri olan çocuk istismarı sorunu, her toplumda farklı şekillerde görülmesine rağmen hala çözüme kavuşturulamamıştır. Çocukluk çağındaki istismarın ülkemizdeki yaygınlığı azımsanmayacak oranlardadır. İstismar olaylarında istismarcının çoğunlukla çocuğun düzenli olarak gördüğü, tanıdığı kişiler içinden olması durumun ciddiyetini arttırmakta ve gerek istismar olayının fark edilmesini gerekse çocukların istismardan korunması adına yapılması gerekenleri zorlaştırmaktadır. Çocuk istismarı, fiziksel, duygusal, sosyal, ahlaki, tıbbi ve hukuki sonuçları olan ciddi bir problemdir.

Çocukluk çağındaki istismar vakaları genellikle evde, çocuğun iyi tanıdığı kişiler (anne, baba, abi, akraba, bakıcı veya aile dostu) tarafından gerçekleştirilir.  Çocukluk dönemindeki istismar, çocuğun bir aile üyesi ya da başka bir yetişkin tarafından kasten incitilmesi, fiziksel ve psikolojik olarak zarar görmesidir. Yapılan davranışlara göre istismar, fiziksel, duygusal ve cinsel istismar olarak gruplandırılmaktadır.

Çocuğun, anne-babası ya da bakımından sorumlu kişi tarafından gerçekleştirilen el ya da bir nesne ile vurma, tekmeleme, sürükleme, düşürme, yakma, ısırma, zehirleme, bıçak ve benzeri bir sivri alet ile yaralama ya da boğma davranışları sonucu yaralanması ya da yaralanma riski yaşaması fiziksel istismar olarak tanımlanmıştır. Fiziksel istismara uğrayan çocuklarda sıklıkla anksiyete, düşük özgüven, depresyon belirtileri gözlenir. Fiziksel istismar olayları genellikle kaza olarak değerlendirildiği için yaygınlığını belirlemek güçtür.

Bakım veren kişi (ebeveyn, bakıcı, öğretmen, çocukla ilgilenen yakın akrabalar gibi) tarafından tekrarlayıcı biçimde gerçekleştirilen reddetme, aşağılama, yıldırma, korkutma gibi psikolojik olarak zarar veren eylemler duygusal istismar olarak tanımlanmaktadır. Duygusal istismar, fiziksel ve cinsel istismar olgularında da görülmektedir. Kolay fark edilen bir olgu olmadığı için toplumda görülme sıklığı net değildir. Duygusal istismara maruz kalmış çocuklarda, pasif kişilik özellikleri, düşük özgüven ve anti sosyal davranışlar görülmektedir. Bu çocuklarda öğrenme güçlüğü ve dikkat eksikliği gibi sorunlar da sıklıkla gözlenmektedir.

Cinsel istismar, cinsel gelişimini tamamlamamış bir çocuğun bir yetişkin veya yaşça ve fiziksel olarak daha büyük bir çocuk tarafından cinsel haz için kullanılmasıdır. Cinsel istismar davranışları sözel istismar, cinsel içerikli telefon konuşmaları, internet üzerinden çocukla ilişki kurma, yazışma ve fotoğraf isteme, voyörizm (röntgencilik), teşhircilik, cinsel ilişkiye tanık edilme, cinsel içerikli görseller gösterme, filmler izletme, bedenine doğrudan ya da kıyafetlerinin üzerinden cinsel amaçla dokunma-sürtünme, çocuğu fuhuşa zorlama, çocuğu pornografik materyallerin üretiminde kullanma, bunları izleme, kayıtlı olarak saklama ve yaygınlaştırma, ensest şeklinde görülebilmektedir.

Cinsel istismara maruz kalmış çocuklarda, parmak emme, biberondan içme, altını ıslatma gibi gerileme belirtileri, bedeninden rahatsızlık ve tiksinti duyma, uyku-yeme bozuklukları gibi fiziksel belirtiler; sürekli mastürbasyon, aşırı cinsel merak, cinsel etkinliklerle ilgili fazlaca konuşma, kendini ifade etme yolunda cinselliğe ve cinsel organlara vurgu, yetişkinlerin cinsel davranışlarını taklit etme, cinsel saldırgan davranışlar, cinsel uyaranlardan kaçınma gibi cinsel davranışlar; korku, kaygı, fobi, kâbus görme, güvensizlik, depresyon, öfke ve düşmanlık, intikam alma isteği, intihar davranışı gibi psikolojik belirtiler; ilişki kuramama, sosyal ilişkileri sürdürmede problem yaşama, okul başarısında düşme, okul ve sosyal etkinliklere katılımda azalma, evden kaçma, kendine zarar verme gibi davranış bozuklukları görülmektedir.

Cinsel istismarda çocuk için birçok risk etmeni mevcuttur. Bu etmenlerden en önemlisi ailesel etmenlerdir. Aile bireyleri arasındaki bağın zayıf olması, ekonomik sıkıntı, işsizlik, eğitim eksikliği, koruyucu anne ve babanın bulunmaması, anne-babanın alkol/madde kullanımı, dürtü kontrolünün yetersizliği, çocukta zihinsel ya da psikiyatrik bir rahatsızlığın olması, çocuğun üvey olması, istenmeyen çocuk olması cinsel istismar riskini arttırmaktadır. Annenin hasta olması veya evi terk etmesi, ailede koruyucu güç olmayı beceremeyen annenin varlığı, alkolik baba, otoriter baba, yetişkinlerin çocukla aynı odayı ya da yatağı paylaşmaları, anne-babanın bitmiş ya da sorunlu cinsel yaşantılarının olması, aile bireylerinde görülen psikiyatrik bozukluklar, annenin gece çalışmak zorunda olması sebebiyle çocuklara baba ya da üvey babanın bakması, anne veya babanın ya da her ikisinin ailesinde daha önce ensest ilişkinin varlığı gibi etkenler de ensest vakaları için risk faktörleridir.

Çocukluk çağı cinsel istismarı genellikle yetişkinliğe kadar çocuk tarafından saklanır. Eğer bir çocuk cinsel olarak istismar edildiğine ilişkin bilgi veriyorsa temel yaklaşım çocuğa inanmak olmalıdır. Çocuklar bu konuda genellikle yalan söylemezler. Çocuklar, cezalandırılmaktan ya da terk edilmekten korkma, utanç ve suçluluk hissetme, başkalarının öğrenmesinden ve damgalanmaktan korkma, kendi hatası olduğunu düşünme, istismarcıyı sevme ve korumak isteme, herkesin bu durumu yaşadığını düşünme,  tekrarlanmayacağını düşünme, yaşının küçük olması sebebiyle nasıl anlatacağını bilememe, tehdit edilme gibi sebeplerden dolayı bu şiddeti saklarlar. Ancak cinsel istismar sırasında çocuk fiziksel zarar görmüşse gerçek açığa çıkar, sağlık profesyonelleri tarafından istismar tanılanır ve çocuk koruma altına alınır. Bu adımın ardından çocuğun yaşadığı travmayı atlatabilmesi için psikolojik destek alması sağlanır.

İstismar için aranan çözüm yollarının başında istismarı önleme çalışmaları gelmelidir. İstismarı önlemek için ailelere,  çocuğa yönelik fiziksel, duygusal ve cinsel istismarın ne olduğu ve doğuracağı sonuçlar hakkında bilgilendirme yapılmalıdır. Çocukların cinsel istismardan korunabilmesi için; öncelikle çocukların erken yaştan itibaren cinsel eğitim ve duyguların ifadesi, kendi bedenini ve bedenindeki özel bölgelerini tanıması, iyi dokunuş ve kötü dokunuş arasındaki farkı öğrenmesi, rahatsız oldukları zamanlarda “dur” ve “hayır” diyebileceklerinin öğretilmesi gerekmektedir. Bunun yanında ailelerin çocuklar üzerindeki kontrol ve desteğinin sağlanması hem istismardan koruma hem de istismarı erken fark etmede kritik önem taşımaktadır. Aile içi iletişim kanalları sürekli açık olmalı, güvenilir ve koruyucu bir aile ortamı sağlanmalı, çocukların aile içinde kendisini ifade edebilmesine olanak verilmelidir. Ayrıca başta aileler ve eğitimciler olmak üzere toplumun genelinin cinsel eğitim ve cinsel istismar konularında farkındalığının arttırılması, okul öncesi dönemden itibaren eğitim kurumlarında çocukların bu konularda bilgilendirilmesi ve cinsel istismar mağduru çocukların olay sonrasında doğru biçimde desteklenmesi gerekmektedir.

İstismara uğrayan çocukların çocukluk ve erişkinlik döneminde hem fiziksel hem zihinsel sorunlarının istismara uğramayan çocuklara göre daha fazla olduğu görülmektedir. Çocukluk döneminde cinsel, duygusal, fiziksel istismara maruz kalmak yetişkin yaşamında da devam eden sorunlara sebep olabilmektedir. Çocukluk çağında istismara maruz kalmış olan kişilerde her türlü psikiyatrik rahatsızlık görülme olasılığı fazladır. Bu kişileri profesyonel bir yardım almaya yönlendirmek, cesaretlendirmek ilk ve en önemli adımdır. Kişinin geçmişinde deneyimlediği bu zor yaşantıları anlamlandırması ve daha katlanabilir bir zihinsel çerçeveye oturtması gerekir. Bu kişilerde yalnızca ilaç tedavisi işe yaramayabilir. Ayrıca psikoterapi desteği de sağlanmalıdır. Psikoterapi ile kişinin duygusal zorluklarla başa çıkma kapasitesi artar ve geçmişte yaşanan sıkıntıların şimdiki yaşama ve geleceğe negatif yönde etki etmesi önlenebilir.