İnsan toplumsal bir varlıktır ve zamanının çoğunu diğer insanlarla geçirir, yaşamının her aşamasında çevresindeki kişilerle iletişim sürecine girer. Konuşma da iletişim kurmanın en yaygın yöntemidir. Kekemelik konuşma bozukluklarından bir tanesidir ve konuşmanın tümünü etkiler. Kekemelik konuşurken uygun konuşma seslerinin çıkmaması olarak bilinmektedir. Konuşma akışında tutukluk, ses, hece ve sözcüklerin sık olarak tekrarı, uzatılması veya konuşmanın ritmik akışını bozan, sık, alışılmadık duraksamalar, sessiz bloklar olarak görülür. Ayrıca bazen heyecan, sıkıntı, korku, sinirlilik gibi olumsuz duygular kekemeliğe eşlik eder. Bozukluğun şiddeti kişinin içinde bulunduğu duruma göre değişmektedir. Özellikle denenme durumlarında artar. Genellikle şarkı söyleme, şiir okuma, tekerleme söyleme sırasında kekeleme olmamaktadır. Bozukluğun yoğun olduğu durumlarda ayağını yere vurma, başını sallama, gözlerini kırpma gibi yineleyen vücut hareketleri konuşmaya eşlik edebilir.

Kekemelik genellikle 2-7 yaşları arasında ve erkeklerde 3-4 kat daha fazla görülür. Erken çocukluk döneminde görülen kekemeliğin bastırılmış istek, korku ve psikolojik problemler nedeniyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Kekemelikte gırtlak, ses telleri, ağız ve dil gibi konuşmayla ilgili organlarda hiçbir bozukluk saptanmamıştır. Kekemeliğin başlamasında ani korku ve korkutmaların, şiddetli duygusal travmaların rolü büyüktür. Ailede, akrabalar arasında kekemelik öyküsünün bulunması kekemeliğin görülme nedenleri arasında yer alır. Çocuğun baskı altında yetişmesi, mükemmelliyetçi, denetimci, düzenli, kuralcı ve aşırı titiz aile tutumları, bireyin fiziksel yapısı ile çevresinden kaynaklanan unsurlar arasında var olan ilişkinin karmaşıklığı da kekemeliğin sebepleri arasındadır. Ayrıca nörolojik bazı hastalıklar sonrasında da kekemelik başlayabilir.

Kekemelik, sadece bir konuşma engeli değildir. Sosyal yaşantı içerisinde de engel teşkil eder. Toplum, sözel iletişime önem verir ve bireylerin rahat ve akıcı konuşmasını bekler. Kekeme olmak, kişiye farklı bir sosyal ve ekonomik dezavantaj yükler. Kekemelik bir iletişim bozukluğu olmasına rağmen, soruna eşlik eden duygusal bir tarafı vardır. Kekemeliğin doğal yapısı, bireyin duygusal düzenini bozabilir. Kekemeler konuşmalarının ne zaman akıcı olacağından veya kekemeliğin ne zaman ortaya çıkacağından emin değillerdir. Kekeleyen kişiler, özellikle çocuklar, hayal kırıklığı, utanma ve kızgınlık hissedebilirler. Yapılan araştırmalarda kekeme çocukların kekeme olmayanlardan daha çekingen, daha az güvenli, sessiz, utangaç, sözel iletişimden kaçınan, kaygı düzeyi yüksek, kişilerarası ilişkileri bozuk, mutsuz, içekapanık, endişeli, yetişkinin onayına daha fazla ihtiyaç duyan ve benlik saygısı düşük kişiler oldukları saptanmıştır. Bu olumsuz duyguların, bireyin benlik imajı üzerinde zararlı etkileri de olabilir.

Kekemelikte ebeveynlerin çocuğa her daim destek olması, telaşlı ve aceleci olmaması, alaycı tutum sergilememesi, utandırmaması, taklidini yapmaması, onları sabırla dinlemesi, kendini ifade etmesine olanak sağlaması çok önemlidir. Aile, genel temizlik, tuvalet, kurallar konusunda aşırı disiplinli ise bu konularda daha esnek davranmalıdır. Kekemelik, genel olarak okul öncesi dönemde başlamaktadır. Ancak, ülkemizde bu dönemde gözlenen diğer konuşma bozukluklarında (artikülasyon/fonolojik bozukluk, kraniyofasyal anomalilere bağlı olarak oluşan konuşma bozuklukları vs.) olduğu gibi, sorunun çözümünün okul çağı döneminde aranmaya başlanmaması veya gerekli ve doğru yönlendirmelerin yapılmaması nedeni ile hem tedavi süreci uzamakta hem de tedavinin başarı oranı azalmaktadır. Bu konuşma bozukluğunun okul başarısını, mesleki başarıyı ve toplumsal iletişimi bozduğu gerçeği göz önüne alındığında erken dönemde müdahale edilmesi ile bireyin yaşam boyu sıkıntı duyabileceği kekemelik sorunu çözülebilir.